Çıkar İlişkisi Bir Kazanç Değil, Gecikmiş Bir Bedeldir.
Ben çıkar ilişkilerini sevmem. Zaten yapamam da. Bir ‘çıkar’ olacaksa, bu ancak bütüne hizmet ettiğinde anlam kazanır; ancak o zaman adil, sürdürülebilir ve herkes için faydalı olur.
Benim lehime gibi görünen ama bir başkasına zarar verme ihtimali taşıyan hiçbir ilişkinin içinde de duramam. Çünkü birinin kaybı üzerine inşa edilen kazanç, gerçek bir kazanç değildir; sadece vadesi henüz gelmemiş bir bedeldir.
Ve ne yazık ki bu yaklaşım hatasını, kurum sahiplerinde de sıkça görüyoruz.
Anlam ve değer yaratma odağı kalmadığında veya zayıfladığında; insan, bilgi ve emek birer ‘amaç’ olmaktan çıkıp, sadece fayda sağlanacak araçlara dönüşüyor.
İnsanı değer diye sunup kaynak diye kullanan her yapı, en sonunda kendi zeminini çeker altından.
Kısa vadede kazanç sandığı şey, orta vadede en büyük sermayesini yer. Güveni.
Güven gidince bağ kopar.
Bağ kopunca nitelikli insan susar, uzaklaşır.
Ve kurum, itibarıyla birlikte sessizce silinir.
Bir ilişki; şeffaflık, adalet ve her iki tarafı da güçlendiren bir zemin üzerine kuruluyorsa sürdürülebilirdir. Çünkü bu tür bir bağ yalnızca tarafları değil, sistemi de iyileştirir.
İş hayatına dair bir diğer sarsılmaz inancım da şudur. Hiçbir iş ‘yapılmış olmak için’ yapılamaz. Her işin hakkı verilmeli ve ihtiyacın karşıladığından emin olunmalıdır. Önceliği sadece para olanın sunduğu hizmetteki niteliksizlik, er ya da geç gün yüzüne çıkar.
Bu yüzden benim için öncelik hakkını vermektir. İhtiyacı doğru anlayıp, en profesyonel çözümü sunmak asıl kıymetli olandır. Para, bir amaç değil; üretilen değerin doğal bir sonucudur.
Mesele sadece iş yapmak değil; o işi hangi niyetle ve hangi ahlakla yaptığımızdır.
Kurumu büyüten şey de sadece finansal sonuçlar değil; o sonuca giderken kimleri güçlendirdiğimiz ve geride ne bıraktığımızdır.
Seyyal Hacıbekiroğlu – SEY Şirketler Grubu Kurucusu